“İnsan kesin olarak zarardadır.
İman edip salih ameller işleyenler,
hakkı ve sabrı tavsiye edenler ise bunun dışındadırlar.”
Bazı rivayetler Asr suresinin Medine’de indiğini belirtse bile, büyük çoğunluk surenin Mekke’de indiğini belirtmektedirler. Surenin üslûbuna ve ele aldığı konulara bakıldığında Mekke’de inmiş olması fikri daha da ağırlık kazanmaktadır. Çünkü Mekke döneminde, iman ve itikad konuları kısa ve özlü ayetlerle aktarılmıştır.
Sure, çok güçlü bir yeminle başlamaktadır: “Zamana and olsun.” Surenin bu özelliği de onun Mekke’de inmiş olduğuna başka bir delil olarak ileri sürülebilir. Bu dönemde inen surelerde Allah, yarattığı çok önemli şeylere yemin ederek anlatmak istediği konuya girmektedir.
Meselâ Adiyat ve Şems sureleri de yeminlerle başlamaktadır. Asr kelimesi, tefsirlerimizde temel olarak ‘zaman’ kavramı ile açıklanmaktadır. Kelimenin kayıtsız olarak zaman an-lamına mı geldiği, yoksa belli bir zaman birimini mi kastettiği konusunda da çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bunlar arasında, gece ve gündüz, ikindi vakti, Peygamberimizin (s.a.s.) yaşadığı zaman dilimi gibi anlamlar verilebilmektedir. Peygamberimiz’in (s.a.s.) son elçi olarak insanlığa gönderilmesi gerçekten insanlık tarihinin önemli bir zaman dilimidir. Bu olayla birlikte insanlık, o zamana kadar görmediği bir aydınlanma yaşamıştır. Onun gelmesi ile hak, adalet, bilgi gibi insanlık değerleri güç kazanmıştır.
İkindi vakti de günlük hayatımızda önemli bir zaman dilimidir. İkindi vakti günün kazancının devşirildiği zaman dilimi olarak görülmüştür. Bu ana kadar kişi gününü değerlendirebilmiş ise kazanç içindedir. Aksi takdirde zarar içine düşmüştür. Ancak bunlar arasında mutlak anlamda zaman anlamı, diğerleri arasında daha güçlü görünmektedir. Çünkü zaman, çok kapsamlı bir anlama sahiptir ve üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir kavramdır. Zaman, insana ait bütün kavramları neredeyse içine alır. İnsan yaratılmış bir varlık olarak zaman içinde yaşar ve onun gibi yaratılmış olan her şey zamanın içinde bulunmaktadır. Bu yüzden iyi, kötü, nimet, bela, genişlik, darlık, sağlık, hastalık, zenginlik, fakirlik, kâr ve zarar gibi bütün durumlar ve yaşantılar zaman içinde yaşanmaktadır.
Zaman ayrıca insanın başarıları ve hüsranlarının da yaşandığı ortamdır. İnsanın ömrü bir sermaye olarak düşünülse, her geçen zaman bu sermayenin azalmasıdır. İnsan ne kazanacaksa zamanın içinde kazanacaktır. İyi kullanmadığı takdirde ise, zarar ve ziyan içinde kalır. Buradan surenin sonraki ayetlerine geçeriz. Acaba insan kendisine verilen zamanı iyi bir şekilde kullanabilmekte midir? Kimler başarılıdır ve kimler de başarısızdır. Kimler kendilerine verilen zaman içerisinde yaratılışına uygun bir hayat geçirmiştir? Kimlerse böyle yapmamış başarısız olmuştur.?“İnsan kesin olarak zarardadır. İman edip salih ameller işleyenler,hakkı ve sabrı tavsiye edenler ise bunun dışındadırlar. ”
Zarardan kurtulabilmenin ilk gerekliliği olarak ayet, iman etmeyi belirtmektedir. Bu durumda her şeyin yaratıcısı olan Allah’a iman, insanın doğru olana ulaşmasının ilk şartıdır. Çünkü Allah kâinatı doğru olarak, hak ve adalet üzere yaratmıştır.Allah’a iman, Allah’ın bir olan varlığının ötesinde kötü olana, haksız, adaletsiz olana karşı koymak demektir. İman aynı zamanda insanın yaptıklarından hesap vereceği bilinci içinde yaşamasıdır. İman, Allah’ın kendileri aracılığı ile insanlara, doğruyu, hakkı, adaleti aktardığı meleklerine, peygamberlerine ve kitaplarına inanmaktır. Ayrıca başımıza gelecek her şeyin Allah’tan geldiğine inanmaktır. Böylece Allah’ın her şeye kadir olduğuna ve her şeyi bildiğine inanırız.
Salih amel ise, en genel anlamı ile, hakka ve adalete göre davranmak ve iş yapmaktır. Salih amel, Allah’a inanmanın davranışlar olarak hayata yansımasıdır. Bir insan Allah’a inanıyorsa, davranışları da ona uygun olarak ortaya çıkacaktır. Mümin bir kişi, kötülük yapamaz, ahlâksızlık yapamaz, adaletsizlik yapamaz. Çünkü Allah’a inanmakla, bunlardan uzak kalacağına söz vermiş, tarafını belirlemiştir. Bunun için mümin, Allah’ın emrettiği şeyleri yerine getirir ve sakındırdıkları şeylerden de uzak durur. İmanın devamlılığı salih amelin bir kısmı olan ibadetlerle mümkündür. İbadetleri düzenli olarak yerine getirmek hem imanımızı güçlendirip koruyacak, hem de bizim diğer salih amelleri işlememize yol açacaktır. Çünkü meselâ namazın insanı, kötülüklerden alıkoyan bir ibadet olduğu bilinmektedir. Hem bedenimizle ve hem de malımızla yerine getirdiğimizi ibadetler, kendimizi doğruya ve adalete yaklaştırdığı gibi, toplumda iyiliklerin çoğalmasına ve kötülüklerin azalmasına neden olacaktır. Bu ise, toplumun güçlenmesi, zayıflarının ve fakirlerin desteklenmesi demektir. Sure, salih amelin toplumda yayılmasını istediği için, imanı ve salih ameli emretmekle de bitmemektedir. Ayrıca bunun toplumun içerisinde yayılması için müminlerin bu konuda birbirlerini uyarmalarını da istemektedir. Müminler, hakkı ve doğruyu birbirlerine hatırlatmaya, birbirlerini bu konuda uyarmaya çağırılmaktadır. Çünkü şurası çok açıktır ki, hakkı bilmek yeterli değildir. Onu salih amel ile hayata geçirmek gerekmektedir. Ancak bu da yeterli değildir. Ayrıca onu yaşatmak ve toplumda yerleştirmek için müminler arasında bir dayanışma gereklidir.
Surede hakkı ve doğruyu önermek de yeterli görülmemiştir. Ayrıca bunun için direnmek ve dayanma gücü göstermek gerekmektedir. Çünkü hayatımızdan da bilmekteyiz ki, doğruyu ve adaleti hayata geçirmek ve toplumda yerleştirmek bir çırpıda kolayca gerçekleşmemektedir. Bunun için direnç göstermek, kararlılık göstermek gerekmektedir. Bu kararlılık ve direnç de aynı değerleri paylaşan diğer müminlerin desteği ile gerçekleşebilmektedir. Doğruyu ve adaleti toplumda yerleştirmek için müminlerin birbirlerine destek olmaları gerekmektedir. Allah, bunu da kurtuluşa ermenin bir gereği ve bir emir olarak surede ortaya koymaktadır. Böylece Allah, gönderdiği doğru yolun hayata geçmesinin bütün aşamalarını, sonuna kadar bu surede belirtmiş olmaktadır. Aşamalar hâlinde ortaya konan bu ilkeler ile yaşadığımız takdirde dünyaya doğruluğun, hakkın ve adaletin hakim ol-maması mümkün değildir. Surenin bu özelliğini çok iyi bilen Peygamberimiz’in Ashab’ı, sureyi her karşılaştıklarında bir-birlerine okurlar ve birbirlerini salih ameli işlemeye ve bunda ısrarlı ve kararlı olmaya çağırırlardı. Bugün bizlerin de, içinde yaşadığımız bu günlerde, Allah’ın yarattıklarına ve insanlık değerlerine ters birçok haksızlıkların ve kötülüklerin ortadan kalkması için, bu sureyi tekrar tekrar hatırlamaya ve birbirimize hatırlatmaya ve gereğini yaparak hayata geçirmeye ne kadar ihtiyacımız bulunmaktadır.