Kur’an insanlık için
şifa kaynağıdır
“Ey insanlar! İşte Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olabilecek
her türlü (darlık ve hastalık) için bir şifa, inananlar için bir rehber
ve rahmet (olan Kur’an) geldi."
(Yunus, 57)
Kur’an’ın Furkan, Zikir, Beşir vb. birçok ismi vardır. Fakat yukarıdaki ayet mealinde
de geçtiği gibi, bunların içerisinde belki de en etkileyici ve anlam zenginliğine sahip
olanlardan biri “şifa"dır. Bunun en önemli sebebi, muhtemelen kelimenin Türkçemi-
ze geçmiş olması ve yediden yetmişe herkes tarafından anlaşılan bu mana içeriği
ile kullanılıyor olmasıdır. Kelime, dilimizde bedenî ve psikolojik bütün hastalık ve ra-
hatsızlıklardan kurtuluşu ve iyileşmeyi ifade etmektedir. Kur’an’da bu anlamda kul-
lanıldığını da tespit ediyoruz. (Şuara, 80) Ancak burada görüldüğü gibi, “şifa" kelimesi
Kur’an’ın bir sıfatı olarak geçmekte ve kalple ilgili olarak kullanılmaktadır.
Kalpler için şifa olan, aslında bedenler için de şifadır. Ancak Kur’an kalpleri muha-
tap alır ve bütün vurguları ona yapar. Çünkü insanın dünyadaki ve ahiretteki saade-
ti kalbe bağlıdır. Kalp sağlam olursa gidişat sağlam olur, ama kalp hastalanırsa dü-
şünce ve fiiller de hasta olur. Zira insan kalbiyle idrak eder, onunla sever, onunla kin
tutar. Onunla ister, onunla reddeder. Orası âdeta ruhsal sırların ve manevi sıfatların
yatağıdır. Bu bakımdan kalbe hâkim olan insana hâkim olur. İşte Kur’an’ın hedefi
insan, insanın manevî hayatının merkezi de kalp olduğu için, Kur’an’ın şifa özelliği
burada tecelli etmektedir.
Kur’an insanlığa şifadır, çünkü çıkmış olduğu bu hayat yolculuğunda insana rehber-
lik eder, böylece onu başıboşluk, kararsızlık ve şüpheler girdabına kapılmaktan kur-
tarır. Binbir çeşit ideoloji, inanç, dünya görüşü, hayat tarzı arasında kılavuzsuz bir
şekilde bocalamasına fırsat vermez. Gerek iç gerek dış dünyasından gelen ayartma
ve saptırmalar karşısında şaşkına dönmesine müsaade etmez. Hayatın gelgitleri ve
kasırgaları karşısında onu yapayalnız bırakmaz. Hayatının her alanında tutunacağı
ilahî buyrukları önüne koyar. Kime kulluk edecek, nasıl kulluk edecek, ahlakını ne-
ye göre belirleyecek, hangi prensiplere göre yaşayacak, neyi hak neyi batıl görecek,
neyi sevecek neden nefret edecek? İşte Kur’an bütün bu konularda insanı rehber-
siz bırakmamıştır. Aksi halde insanın hali nice olurdu acaba?
Kur’an insanlığa şifadır, çünkü onu yalnız bırakmaz, bütün varlığın sahibinin ona
“veli/dost" olduğunu ilan eder. Öyle dost ki, bütün mülkün sahibi, dilediğini aziz, di-
lediğini de zelil kılan, şefkat talep edenlere şefkat eden, imdat isteyenlerin imdadı-
na yetişen, ahiret ve dünyanın maliki, en yüce ve en güzel sıfatların sahibi. Böylece
insana en büyük müjdelerden biri olan “Allah’ın dostluğu" müjdesi verilmiş olur.
Çünkü o, daima bir yerlere sığınmak, birilerine bağlanmak ister. Ancak bu şekilde
iç dünyasındaki huzursuzluğu giderir. İşte Kur’an, sığınılacak ve bağlanılacak yerin
yaratılmış ve aciz varlıklar değil, ezelî ve ebedî Allah olduğunu insana bildirir. Mümin
insan da, hayatı boyunca O’nun dostluğuna erebilmeyi amaç edinir. Bunun için dur du-
rak bilmeden çalışır ve çabalar.
Kur’an insanlığa şifadır, çünkü hayatın dünyadan ibaret olmadığı ve asıl hayatın ölüm-
den sonra başladığı ve ebedi olduğunu ilan eder. Onu faniliğe mahkûm, çürüyüp gide-
cek bir varlık olmaktan kurtarır. Böylece ölümün insanda ve özellikle ileriki yaşlarda oluş-
turduğu kaygı ve korkuları ortadan kaldırır. Hatta bazı kimselerde meydana gelmesi
muhtemel olağandışı korku ve fobileri hafi eterek insanların normal bir psikolojiye sahip
olmalarını sağlar. Hatta ilahî aşka mazhar olmuş bazı kimselerde bir sevinç kaynağı ha-
line bile gelebilir. İleriki yaşlarda insanların kendilerini ibadete vermeleri, bir nevi ölüm
korkusunun ruh dünyalarında meydana getirdiği tedirginlik ve karamsarlık dalgalarını,
umut ve sevinç atmosferine dönüştürebilme çabalarıdır.
Kur’an insanlığa şifadır, çünkü insanın önüne hayatı çok önemli bir fırsat olarak koyar.
Ona sonsuz değerde böyle bir şansı tanır. Çünkü bu hayat, hiçbir gözün görmediği,
hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir beşerin hayal edemeyeceği nimet ve güzelliklere
(Buhâ-rî, Tefsir, 32/1) nail olma zeminini oluşturur. Öyle nimetler ki, insanın bu dünyada peşine
düşüp amaç edindikleri onların yanında pek değersiz ve sönük kalır. Amaç edinilecek,
nefes tüketilecek şeyler olmadığı anlaşılır. Bu şüphesiz ki, insana verilebilecek en büyük
müjdelerdendir. Kur’an bu şansı varlıklar arasında da sadece insana tanır.
Kur’an insanlığa şifadır. Çünkü insan, kaygıları, sıkıntıları, şüpheleri, gelecek endişeleri
ve duygusal çatışmaları olan bir varlıktır. İşte bütün bunların tedavi ve şifası Kur’an’ın
emir ve tavsiyelerine bağlanmakla mümkün olmaktadır. Böylece insan içindeki kin ve
husumetin ağırlığını atmakta, mutsuzluğuna sebep olan haset hastalığından kurtulmak-
ta, ikiyüzlülük ve kibir gibi manevi ve psikolojik rahatsızlıklardan özgürlüğe kavuşmakta-
dır. Taklit, taassup ve kötü niyetin pençesinden kurtulmaktadır. İç dünyasında yaşadığı
dalgalar sakinleşmekte, gönül huzuruna erişmektedir. Kalbindeki kasvet dağılmakta ve
geleceğe ümit ve arzuyla bakmaktadır. Böylece hayat, insanı bitkin hale getiren anlam-
sız bir koşuşturmaca olmaktan kurtulmaktadır. Allah’a mülaki olma ve sonsuz güzellik-
lere kavuşma arzusuyla yaşanan bir hayır yarışına dönüşmektedir.
Kur’an insanlığa şifadır. Çünkü çağımızın yaygın hastalığı olan “yabancılaşma"nın da bir
çaresidir. İnsanın kendi kendisine yabancılaşması ve diğerleri ile sıcak ilişkiler kurama-
masının ilacıdır. Zira Hz. Peygamber, “Sevmeyen ve sevilmeyen insanda hayır yoktur."
(Ahmed b. Hanbel, II, 400, 5) der. Yine yabancılaşma, insanın gerçeklerden kopması, yalnız-
lık duygusu, güçsüzlük ve umutsuzluk duygularını da beraberinde getirmektedir. Ancak
Kur’an, bütün imkânsızlıkların kuşattığı, ümit ışıklarının söndüğü şartlarda dahi insana
yeni kapılar aralamakta ve ayağa kalkıp yürümenin yollarını göstermektedir.
Kur’an insanlığa şifadır. Çünkü insanı kendisiyle barışık hale getirir. Mümin Allah’ın ken-
disine olan ihsanına karşı derin bir şükran duygusuna sahiptir. Manevi boşluğa düşmek
diye bir şey onun için söz konusu değildir. Çünkü bütün hayatı bir anlam arayış ı içeri-
sinde geçmektedir. Ölüm sonrası hayatı garanti edebilmek için büyük bir kararlılık içe-
risinde çalışıp çabalar. İstikamet ve geleceğe ümitle bakmak onun şiarıdır. Önüne çıkan
her türlü zorluk ve sıkıntıya karşı metanet sahibidir. Çünkü her zorlukla beraber bir ko-
laylık bulunduğuna, (İnşirâh, 5-6)musibetlerin Allah’ın bir takdiri olduğu ve sabretmesi ge-
rektiğine inanır.(Bakara, 155)
Kur’an’ın insana bahşettiği bu şifa ve rahmet iklimini herhalde en dokunaklı şekilde an-
latanlardan biri Seyyid Kutup’tur. Yazımızı onun cümleleriyle tamamlayalım. Kur’an’a
dair duygularını o, şu şekilde dile getirmektedir: “Hamd olsun Allah’a, bana Kur’an’ın
gölgesinde bir müddet yaşamayı nasip etti. Orada hayatımda hiç tatmadığım nimetleri
tattım. Hayatı yücelten, onu kirlerden arındıran ve mübarek hale getiren bu nimetin lez-
zetini orada hissettim... Ben aciz bir kulum. İnsana yapılan bu ulvi ve yüce ikram, ne bü-
yük bir lütuftur. Hayatın bu kitap vasıtasıyla vardığı o yükseklik, ne büyük bir yükseklik-
tir. Kerem sahibi Allah’ın insanoğluna bahşettiği bu kıymetli makam ne büyük bir ma-
kamdır. Kur’an’ın gölgesinde, yeryüzünde dalgalanan İslam dışı hayat tarzını, dünya eh-
linin önem verdiği küçük ve değersiz şeyleri yükseklerden temaşa ederek yaşadım
Doç. Dr. İbrahim Hilmi Karslı
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi